"MUHTEREM'LE GEZİYE"

Kasım 19, 2006 - EMİNÖNÜ YENİ CAMİ

Kategori: CAMiLERiMiZ

Avrasya maratonunun olduğu gün Eminönü'nde olduğumu, bir önceki yazımda anlatmıştım.

İyi ki maraton varken gitmişim,ortalık bomboşken çekim yapmak çok iyi oldu.
Normal bir günde resimlerde çok sayıda araba çıkıyor.

Eminönü'ndeki Yeni cami ihmal edilen camilerimizden birisi,önünden günde binlerce kişi geçiyor ama kaç kişi içeriye giriyor yada dönüp camiye bir kere bakıyor.

Çuvaldızı kendimize batırırsak,şahsen bende Eminönü'ne yıllardır giderim,alışveriş yaparız,caminin önündeki kuşlara yem atarız,yan tarafında ki evcil hayvan pazarına uğrarız ama o gün ilk defa caminin avlusuna girdim.

İnanın avludan içeriye girdiğinizde sokağın kargaşası dışarıda kalıyor,Eminönü'nün kargaşasından sonra tam bir vaha gibi geliyor insana.

İç avludan görüntüler.

          

Ansiklopedik bilgiler (kaynak:İstanbul valiliği)

Yeni Cami Külliyesi

Eminönü İlçesi`nde, Eminönü Meydanı`nda, Mısır Çarşısı`nın yanındadır. Külliyenin merkezindeki cami deniz kıyılarındaki sultan camilerinin en görkemlisi olarak İstanbul siluetini tamamlar. Sultan III. Mehmed`in annesi ve Sultan III. Murad`ın eşi Safiye Sultan adına 1597`de Mimar Davud Ağa tarafından yapımına başlanan caminin mimarlığını 1598`den sonra Dalgıç Ahmed Ağa üstlenmiştir.

 

1603`e kadar süren inşaat, Sultan I. Ahmed`in tahta çıkışıyla yarım kalmıştır. 1661 yılında Sultan IV. Mehmed`in annesi Hatice Turhan Sultan tarafından tekrar başlatılan inşaat Mustafa Ağa`nın mimarlığında 1663`de tamamlanmıştır.

 

 Külliye bir cami, sıbyan mektebi, sebil, çeşme, hünkar kasrı ve türbeden oluşmaktaydı. Ama sıbyan mektebi günümüze ulaşamamıştır. Sekiz sütun ve dokuz kubbeli son cemaat yeri ikinci kat pencere altlarına kadar çinilerle kaplıdır.

 

Pencere üstlerinde de Hattat Tenekecizade Mustafa Çelebi`nin hatları vardır. Sağda ve solda üçer şerefeli iki minare yer almıştır. Kare planlı camiye merdivenle üç kapıdan girilir. Çinilerle süslü olan dört fil ayağına ve dört kemere oturan merkezi kubbeyi, dört yarım kubbe desteklemektedir.

 

 

Köşelerdeki dört kubbe ve köprüyle türbe önlerinde sütunlarla çevrili kubbelerle birlikte 66 kubbe bulunmaktadır. Mihrabı ve minberi beyaz mermerdendir. Mihrabın solunda değerli taşlarla süslü bir mozaik tablo vardır. Külliyeye dahil Hatice Turhan Sultan Türbesi, içinde gömülü beş padişah ve çok sayıda hanedan mensubuyla Osmanlı sülalesinin en büyük kabristanıdır.

 

 

Türbede Hatice Turhan Sultan`ın yanı sıra Sultan IV. Mehmed, Sultan III. Osman, Sultan II. Mustafa, Sultan III. Ahmed ve Sultan I. Mahmud`un da mezarları vardır. Türbenin kubbesinin çapı 15 m.`den fazladır.

          

Birazda çalışmalarını severek takip ettiğim wowturkey.com

www.wowturkey.com/forum/ )  sitesinden bilgiler;

 

YENİCAMİ HAKKINDA ENTERESAN DETAYLAR:

İstanbul’daki Selâtin camilerinin en görkemlilerinden biri olan, kırılgan görünüşlü Yeni Camii ve Külliyesi, İstanbul’daki diğer Sultan camilerinin aksine, yapımı en uzun süren cami rekorunu da elinden bulundurmaktadır. Bir İstanbul selâtin caminin inşası ortalama; 2-7 yıl arasında sürmesine rağmen, Yeni Cami’nin inşaatı tam; “66 (Altmışaltı)” yıl sürmüştür.

1597’de II. Murad’ın hanımı Safiye Sultan tarafından yapımı başlatılmıştır. Mimarı o zaman Davud Ağa’ydı. İnşaat alanı için, adı geçen yerdeki meşhur “Yahudhâne” evleri tamamıyla yıktırılmıştır. O yıllarda (ve hatta Bizans döneminde bile) Yahudiler’in İstanbul’daki 2-3 ikamet yerlerinden biri de burasıydı ve halk arasında Yahudhâne (ya da Çıfıthâne) olarak anılırdı (Farsça’da Hz. Musa soyundan gelen ve Yahudi dininin benimsemiş olanlara; “Cehûd” adı verilirdi. Osmanlı’ya bu kelime; Cuhud/Çıfıt şeklinde geçmiştir). Yahudilerin buradaki meşhur çarşıları da (çok kalabalık ve düzensiz olması sebebiyle, bu çarşının adı Türkçe’ye de yerleşmiştir. Karmakarışık mekânlara;”Çıfıt Çarşısı gibi...” denilir) bu istimlâkler sırasında yok olmuştur. Safiye Sultan, buradan çıkarılan hiçbir Yahudi vatandaşı mağdur etmemiş ve istimlâk bedelleri eksiksiz olarak (hatta fazlasıyla) teker teker ödenmiştir.

İlk mimarı Davud Ağa öldürülünce, yerine Dalgıç Ahmed Ağa geçmiştir. I. Ahmed tahta geçince (eski Osmanlı saray geleneği uyarınca) bir önceki padişahın validesi ve eşi Safiye Sultan, Eski Saray’a gönderilmişlerdir (Bayazıd’a). Böylece caminin inşaatı sekteye uğramıştır. I. Ahmed, bu camiyi devam ettirmek yerine, Ayasaofya’nın karşısına yeni bir cami yapımına koyulunca, kubbeyi taşıyacak olan kemerlere kadar yükselmiş halde duran Yeni Cami, yaklaşık yarım yüzyıl kadar virâne halde yarım beklemiştir. Halk arasında adı; “Zulmiyye”ye çıkan cami kalıntısı, bu kez IV. Mehmed’in validesi Turhan Hatice Sultan tarafından (bizzat kendi parasıyla) 23 Temmuz 1661’de Mustafa Ağa’nın mimarlığında kaldığı yerden inşası devam ettirilmiş ve 1663 yılında bir Cuma namazıyla birlikte açılışı yapılmıştır.

Caminin temeli de çok ilginçtir. Yarı bataklık ve yumuşak bir zeminde inşa edilen caminin temelleri, uçlarına demir başlıklar geçirilmiş sert tahta kazıkların üzerine oturtulmuştur. Zemini deniz seviyesinden biraz daha yukarıda tutularak, bileşik kaplar prensibinin gazabına uğramasının önüne geçilmiştir.

Cami, Bizans döneminden kalma ilk İstanbul (iç) surlarının kalıntılarından birine dayanmaktadır (Daha doğrusu, caminin yanındaki Hünkâr Kasrı (Mahfili), adı geçen sur parçasına yaslıdır). Bu sur düzeninin üzerindeki “Bahçe Kapısı” da, caminin hemen yanındaki bölgeye adını vermiştir.

Yapının hemen arkasında “L” şeklindeki Mısır Çarşısı da, Yenicami’nin ileride kendi kendine yetmesini sağlayacak olan geliri getirmesi için, cami vakfiyesi olarak inşa ettirilmiştir. Zaten, yukarıdan bakıldığında, kolları iki yana açılmış olan bir L harfi şeklindeki Mısır Çarşısı, yönünü Yeni Cami’ye dönmüş halde, onunla bir bütünlük arzedecek tarzda görülebilir.

Yapımı boyunca 3 mimar, 2 bâni ve birkaç padişah görmüş olan bu nefis yapı, günümüzde Eminönü’nün tartışmasız en güzel yapısıdır.

İsminin nereden geldiği ise, yukarıdaki yazdıklarımın içerisindedir. Tekrardan külleri üzerine doğan bir yapıya, herhalde bundan daha uygun bir isim verilemezdi.

Akın KURTOĞLU

Normalde bu meydan oldukça kalabalıktır,o gün benim şansıma insan ve araba sayısı oldukça azdı.
Hele 1-2 yıl  önce meydan seyyar satıcılardan geçilmezdi.

Meydanın hem zemini yapıldı,hem de seyyar satıcı ve işportacılardan temizlendi.

VE KUŞLAR!

Eminönü Yeni Cami demek,güvercin demek.

Resimlerde görünen kuşlar,meydanda ki kuşların ancak 3/1 'ri.

Her tarafta,yerde,gökte,pencerede,elektrik kablolarında,minarelerde,kubbede

aklınıza gelebilecek her yere tünemiş durumdalar.

Kuşlara yem atarak hem kuşları,hemde yemden gelir elde eden görme engelli vatandaşlarımızı sevindirebilirsiniz.     

 

 

Caminin resimlerini çektiğimde öğlen güneşi tam tepedeydi,güneşe doğru resim çekilmediğini biliyorum ama  bu pozuda mutlaka çekmem gerekiyordu.Aklıma güneşi minarenin arkasına almak geldi,sonucu ben çok beğendim,minare ışık saçıyormuş gibi durdu.


Yeni Camii hakkında yeni blogumda da bir yazı hazırladım.
Çeşitli açılardan çekilmiş çok sayıda resim, ayrıca caminin içinin resimlerini görmek için, tıklayın.
 

Yeni bir gezide görüşmek üzere....

8 YorumYorum yaz!Bağlantı

Ekim 28, 2006 - SÜLEYMANİYE CAMİSİ

Kategori: CAMiLERiMiZ

 

Muhteşem Süleymaniye !

Bu yazıyı okuyunca bu ismi ne kadar çok hakettiğini anlayıp,hak vereceksiniz.

Çocukluğumda sık sık Sultanahmet ve Ayasofya'ya gitmiştim.

Eşimle de gidiyoruz ama bunca yıldır hiç Süleymaniye camisine gitmek aklımıza gelmedi.

Abonesi olduğumuz Sızıntı Dergisinin Mayıs 2006 sayısında "Mimarinin mühendislikle muhteşem buluşması,Süleymaniye Camii" başlıklı yazısını okuyunca yapılan işlere hayranlık duyup,bunca yıl elimizin altındaki camiye nasıl gitmedik diye hayıflandım.

Yazıyı okur okumaz , camiyi gidip görmek için çok sabırsızlandım.
Mutlaka bu şaheseri yerinde görmeliydim.
Gittim,gördüm,resimlerini çektim.
Gerçekten yapıldığı devre göre inanılmaz bir mimarlık ve mühendislik harikası.

Üstelik öyle bir tepeye yapılmışki Boğaz, Boğaziçi Köprüsü ile birlikte gözünüzün önünde bütün haşmetiyle duruyor.

Allah-ü Teala bu camiyi yaptıran Kanuni Sultan Süleyman'dan, yapan Mimar Sinan'a , en ufak işten en ağır işi yapan işçisine kadar hepsinden razı olsun.Rahmetini üzerlerinden eksik etmesin.(Amin)

Buyrun yazıyı okuyun.
Resimler benden yazı Sızıntı Dergisinden.
İnşallah sıkılmadan yazıyı okur,sizde bu muhteşem eserin farkında olursunuz.

Mimarinin Mühendislikle Muhteşem Buluşması Süleymaniye Camii
Osman Tarık GÜLTEK
İnşaat mühendisliği ve mimarlık, ortak yanları olsa da, aralarında derin farklılıklar bulunan, birbirleriyle teşrik-i mesaiye mecbur iki farklı meslektir. Mühendislikle mimarlığın tatlı ve faydalı bir beraberliği vardır. Mimarî özelliklerin statik kurallara uyması gerekir.
Bazen de, yapının göreceği fonksiyonun bir gereği olarak, mühendislikten zor problemleri halletmesi, yapım tekniğinde, malzeme ve dizaynda yeni açılımlar yaparak, mimarın istediği yapıyı ortaya koyması beklenir.
Bunun içindir ki, bir yapının proje aşamasında iki meslek sahibinin de imzası istenir.
Günümüzde bir yapı inşa edilirken en az 15 mühendis ve mimardan oluşan yapı denetim firmalarından onay ve yeterlilik alınması mecburidir. Zemin etütleri için jeoloji ve jeofizik mühendisine; projenin araziye uygulanması (yapının oturacağı alanın belirlenmesi) için harita mühendisine; elektrik tesisatı için elektrik mühendisine; görünüm ve dizayn için mimara ve statik hesaplar için inşaat mühendisine ihtiyaç vardır. Basit gözüken 10 daireli bir bina inşaatı için bu kadar mühendise ihtiyaç varken, 4000 m2 alana oturan camii ve 70 dönüm arazi üzerine inşa edilen külliyesiyle muhteşem Süleymaniye’nin tek bir kişinin bilgi ve sorumluluğu dâhilinde ortaya konması hayret uyandırmaktadır.
Böyle büyük inşaatlar için firmaların proje grupları oluşturdukları göz önüne alındığında, Mimar Sinan’ın ne denli büyük bir deha olduğu daha iyi anlaşılır.

Tarihçe ve genel bilgiler
Süleymaniye Camii, Kanûnî Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır.
İnşaatına Haziran 1550’de başlanan cami, Ekim 1557’de tamamlanmıştır. Meşhur bir rivayete göre; bir kutlu gecede Kanuni Sultan Süleyman, rüyasında Rasülullah Efendimiz’i (sas) görür. Sultan Süleyman ve Peygamber Efendimiz (sas) Süleymaniye’nin inşa edildiği yaklaşık 70 dönümlük arazinin bulunduğu tepeye gelirler (O tepe, hem Haliç’i, hem de Boğaziçi’ni Marmara tarafından en ideal noktadan görür.)
Peygamber Efendimiz (sas) bizzat gösterir: “Mihrabı buraya, minberi buraya olsun...” Kanûnî Sultan Süleyman uyanınca, şükreder ve hemen Mimarbaşı Sinan-ı Abdülmennan Hazretleri’ni çağırtır. Sinan’ı hiçbir açıklama yapmadan, büyük bir heyecanla rüyada gördüğü yere götürür. Kanûnî: “Buraya bir cami, bir külliye yapacağız.” diye söze başladığında; Sinan-ı Abdülmennan Hazretleri söze karışır: “Sultan’ım, mihrabı burada, minberi burada olsun...” Sultan Süleyman şaşırır: “Sinan, sen bu işten haberli gibisin?” Büyük mimar cevap verir: “Sultan’ım sizin dün geceki kutlu ziyaretinizde ben de iki adım gerinizde geliyor idim...” Bu rivayet doğru mudur, temenni midir bilmiyoruz; ama Mimar Sinan, Tezkiretü’l-Bünyan isimli eserinde Süleymaniye’nin temelinin atılışını bizzât şu satırlarla ifade etmiştir: “Bir vakt-i şerif ve bir saat-i said-ü lâtifde ol Cami-i Münif’e temel uruldu.” Bu sözleri yorumlayanlar rüyayı destekler nitelikte bulmuştur.

   

Süleymaniye aynı zamanda bir külliyedir.
Bu külliye Kantarcılar Mahallesi’ne bakan bir tepe üzerinde Bâb-ı Vâlâ-yı Seraskeri (Genelkurmay Başkanlığı, bugünkü İstanbul Üniversitesi, rektörlük ve diğer binaları) ile Bâb-ı Vâlâ-yı Fetvâ-penâhî (bugünkü İstanbul Müftülüğü binası) arasındadır.
Cami avlusunun etrafını çevreleyen büyük külliyede; türbeler, türbedâr dairesi, evvel, sani, rabi, salis, tıp medreseleri, darû’l-hadis, darû’ş-şifa, bimarhane, darû’l-kurra, sibyan mektebi, imaret, tabhane (konuk evi), han, hamam, kitaplık ve dükkânlar bulunmaktadır.
Dış avlunun on kapısı vardır. Bunlar; Mera, Eski Saray, Mektep, Çarşı, Hekimbaşı, İmaret, Kubbe, Tabhane, Ağa ve Harem kapılarıdır. Caminin dört minaresi İstanbul’da yaşamış ilk dört sultanı; Fatih, 2. Bayezid, Yavuz Selim ve Kanûnî ’yi; minarelerdeki on şerefe de 10 padişahı temsil etmektedir.
Minareler örülürken taşlar birbirine demir kemerle tutturulmuş, taş ve demirin birbirine kenetlenmesini sağlamak için bağlantı yerlerine kurşun dökülmüştür. 63x69 metre ebadında olan caminin kubbe yüksekliği 53, kubbe çapı ise 26,5 metredir.
Yaklaşık 30’ar ton oldukları hesaplanan 4 fil ayağı toplam 8.000 ton yükü temele iletmektedir. Mimar Sinan bunları Ciharyâr-ı Güzin’e (dinin dört direği); Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’ye (ranhüm) armağan olarak sunmuştur.
Ayaklardan ikisi İstanbul’daki eski Bizans Sarayı’ndan ve Kıztaşı’dan, biri Baalbek’teki Jüpiter Tapınağı’ndan, diğeri de Mısır’ın İskenderiye kentinden getirtilmiştir.
Yer altında birtakım yollar kazılıp üzerlerinde birtakım kemerler yapılmıştır.
Bu yollardan caminin içinden bütün yan yapılara su dağıtılan depolara gidilir. Mimar Sinan, cami içinde devamlı hoş bir hava bulundurmak için yer altındaki yolları yapmıştır.
Cami tabanının orta kısmında yer alan bu yollar üzerine tahta kapaklar konularak aşağıdan gelen hava ile cami içinin yaz mevsiminde devamlı serin, kış mevsiminde ise sıcak olması sağlanmıştır.
Peçevî Tarihi ’nde anlatıldığına göre Süleymâniye Camii’nin yapılmasında vekiller (hesap görevlisi, muhasebeci) tarafından tutulan defterlerde caminin inşa masrafı 896.883 florin olarak gösterilmektedir ki, bu o devirde elli tanesi bir kuruş olmak üzere 53.782.900 akçe karşılığıdır.

İnşaatla ilgili bilgiler
Süleymaniye’nin inşasına ait teknik bilgilerin yer aldığı herhangi bir evrak bulunamamıştır.
Mimar Sinan, cami yapımında harç için kullandığı yumurta sayısını, çalışan ustaların milliyetlerini, dinlerini ve günlük ücretlerini 164 ciltlik bir deftere kaydettirmiştir.
Mimar Sinan, idarî ve malî detayları en ince teferruatına kadar, emanete sahip çıkma titizliği ve üzerinde küçük bir hak bile bırakmama gayretiyle yazmış; ama teknik detayları açıklamamıştır.
Bu durumun hikmeti tam olarak bilinmemektedir.
Fakat neticede bizlere sürekli bir anlama-çözme gayretinin miras bırakıldığı açıktır.
Günümüz binalarında konfor faktörü olarak kontrol edilebilen 4-5 özellik varken (yapının ses yalıtımı, izalasyonu, ışık alması, havalandırması vs.) Mimar Sinan 16. asırda yapılan bu eserde 66 faktörü kontrol etmiştir.
Bu rakamlar o günün mimarlık-mühendislik birikiminde ecdadımızın geldiği noktayı daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.
Süleymaniye’nin bitirilişine kadar, birçok inşaat tekniğinin kullanıldığını görüyoruz. Mimar Sinan ordudayken tecrübe ettiği zemin mekaniği tekniklerini caminin temel inşaatında uygulamıştır.
Temeli kazıldıktan sonra 3 veya 4 yıl beklemeyi ve zemini sıkılaştırma tekniklerinden biri olan kazık uygulamasını Mimar Sinan’da görmekteyiz. Zeminin sıkılaşması ve tabiî zemin oturmalarının yaşanması için 3 veya 4 yıl yük altında bekletilmesi caminin yapıldıktan sonraki muhtemel oturmaların önüne geçmek içindir.
İnşadan sonra oluşan oturmalar, yapıda çatlaklar meydana getirmekte ve statiğin bozulmasına sebep olmaktadır.
Süleymaniye’de uygulanan başka bir metot, drenaj tekniğidir.
Deprem esnasında zeminin gevşemesi ve yeraltı sularının hareket etmesi sebebiyle taşıma gücü sıfıra inen zemin hiçbir yük taşıyamaz duruma gelir. Buna ‘sıvılaşma’ (liquefaction) denir.
Zemin sıvılaşınca üzerindeki yapı bataklığa gömülür (Adapazarı’nda deprem sonrası bazı binalar 1-2 kat zemine batmışlardı).
Bu sebeple su yalıtımı ve temelden suyun uzaklaştırılması çok önemlidir. 1950’li yıllarda bugünkü İstanbul Ticaret Üniversitesi binasının bulunduğu yerler istimlâk edilirken Haliç’e bağlanmış künklere (yağmur suyu veya kanalizasyon boruları) rastlanmıştır.
Yapılan araştırmalarda bu boru sisteminin Süleymaniye’nin bulunduğu tepedeki suyu drene etmek gâyesiyle temellerin altına yerleştirilmiş ‘çakıl-kum kuyuları’na bağlandığı tespit edilmiştir.
Killi toprağın suyu geçirmeyip tutmasından ötürü zemin mukavemetinin zayıflamasına karşın hazırlanan bu ‘çakıllı-kumlu drenaj sistemi’ ancak son yarım asırdır inşaat mühendisliği alanında uygulanmaktadır.
Bu drenaj sistemiyle yapı temelden gelecek nem ve sudan korunmuş; oturma olmadığı için çatlamalar da önlenmiştir.
Ayrıca dâhi mimar, yapının içindeki rutubet ve nemi dışarı atarak soğuk ve sıcak hava dengelerini sağlayan hava kanalları kullanmıştır. Bunların dışında yazın suyun ve toprağın ısınmasından dolayı oluşan buharın, yapının temellerine ve içine girmemesi için tahliye kanalları yapmış ve bunları da drenaj kanallarına bağlı olarak uygulamaya koymuştur.
Süleymaniye’nin statik ve temel dizaynı gemi omurgası şeklindedir. Almanya’da teknik eğitim almış ve uzun yıllar deniz yollarında çalışmış olan rahmetli Ahmet Selim Suntur , bina olarak caminin çok iyi dengelendiğini (safralandığını) gemi tasarım formülleri ile inceleyerek görmüş ve “Mimar Sinan Hazretleri âdeta bir hacı yatmaz yapmış. Zamanımızda orijinalliği bozulmasına rağmen, bu bina dış etkenlere ve depremlere çok iyi dayanır.” demiştir.
Camide ayaklar üşümesin ve secdede huzur duyulsun, diye yerden 20 cm yüksekliğe kadar hava hızı profilinin sıfıra çok yakın olması (sınır tabaka), sonrasında ise hava hızlarının yükselmeye başlaması temin edilmiştir. *
Mimar Sinan, cami içinde sesin iyi yayılması ve duyulması için harika bir teknik kullanmıştır.
Bunun için, yapı şekilleri içinde sesin en iyi çoğaldığı kubbeyi uygulamıştır. Bütün kubbeleri çift olarak yapmış ve damak kubbeyi oluşturmuştur.
Kubbe yapısının güçlü tınlatıcı özelliğine ve kubbede oluşacak özel ses odaklanmalarına önlem olarak kubbe köşelerine ve eteklerine içi boş 50 cm boyunda 64 adet küp yerleştirmiş ve bunlarla iyi bir ses elde etmiştir. Ayrıca, zeminde, sesi yansıtmak için tuğlalardan boşluk bırakmıştır. Böylece Süleymaniye harika bir akustiğe sahip olmuştur. **

Camideki harika tasarımlar
Cami içindeki mesafeler ölçüldüğünde, bütün mesafelerin ebced hesabı ile Allah (cc) ism-i celîlinin katları olduğu anlaşılmaktadır.
Dış minare aleminin ve is odası kubbe noktalarının, işaret ettiği dairelerin sönen bir sinüs eğrisi çizdiği görülmüştür. Açılar ölçüldüğünde her yerde 9 değişik sâbit açı kullanıldığı görülmüş ve bu açıların toplamının 273,15 derece olduğu tespit edilmiştir. Aynı şekilde caminin Taçkapı içerisinde hizmet binalarına olan mesafe de 273,15 metredir. O devirde Osmanlı’da metrik ölçüler kullanılmadığı düşünülürse, bulunan neticelerin orijinalliği ortaya çıkmaktadır.
Minare yüksekliği, kubbe çapı vs. gibi bazı uzunluk ve açılar birbirine orantılandığında “pi” sayısı, 1,6 (altın oran) gibi bilinen katsayıların yanında, meselâ 23 (tam derece olarak Dünya ekseninin eğim açısı), 4,18 (kalori/joule çevrim katsayısı) ve logaritmadaki “e” sayısı gibi o zamanın şartlarında pek alışılmadık katsayıların da sıklıkla kullanıldığı görülmektedir.
Araştırma ekibi bundan yola çıkarak, cami tasarımında ısı, manyetik alan ve değişik şekil ve hâldeki enerjilerin birbirlerine dönüştürülerek dengelenmesi için hesaplamalar yapıldığı neticesine varmıştır.
Külliye, âdeta bir canlı gibi bütün dış tesirlere karşı korunma refleksleri veya koruyucu enerji küreleriyle donatılmıştır ve bu kürelerin tamamının is odasında kesiştiği anlaşılmıştır.
Bu çalışmalar sırasında Süleymaniye Camii, Mısır piramitleriyle -resimler üzerinden- kıyaslandığında, kesit olarak her ikisinin de, taban açıları 66 derece olan çok dengeli birer ikizkenar üçgen olduğu tespit edilmiştir. Firavun mumyasının, piramit yüksekliğinin tabandan itibaren 1/3 kadar yukarısına (Piramit tepesinden yüksekliğin 2/3’ü kadar aşağıda) yerleştirilmesine karşılık, Süleymaniye Camii’ndeki is odasının, üçgen kesitin ağırlık merkezinde (Cami yüksekliğinin tabandan itibaren 1/3’ü kadar yukarısında) yer aldığı tespit edilmiştir.
Süleymaniye’de yapılan araştırmalarda akustik enerjinin ısıya eş değerliliği ve soğutma işinde kullanımıyla ilgili veriler bulunmuştur. Verimi düşük olan bu kullanımın diğer enerji türleri ile desteklenerek veriminin
yükseltilebileceği düşünülmektedir.
Eğer bu buluş geliştirilirse, insan sesiyle soğutma yapılabilecektir.

İşte bahsettiğim muhteşem manzara önünüzde Boğaziçi ,arkanızda Süleymaniye Camii ...

Mükemmel netice
Süleymaniye Camii’nde gördüğümüz bu mükemmellikler bize “Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerine inmiştir.
Göz ise mâneviyata kapalıdır.” vecizesini bir kez daha hatırlatıyor.
Mimar Sinan Hazretleri’nin tekvinî emirleri de çok derinden keşfettiğini anlıyoruz.
Evet madde ve mânâyı bir arada harmanlayan ilim sahipleri, bizlere zaman üstü bir anlayışla mihmandarlık yapıyor, hakikat aşkının insanı ilimde derinleşmeye ve Esmâ-i Hüsnâ’nın tecellilerine vâkıf olmaya ulaştıracağını haykırıyorlar.
İlmi sonsuz Rabb’imizin (cc) bizlere bahşettiği bu ilimler, geleceğin fikir işçilerinin bayraktarlığını yapacağı güzelliklere de vesile olacaktır ümidindeyiz.
_______________
Dipnotlar
* Bu noktada, Süleymaniye Topluluğu’ndan bahsedilmesi yerinde olacaktır.
Rahmetli Ahmet Selim Suntur’un liderliğinde çalışan bu grup, Süleymaniye Külliyesi’nde ASHRAE (Amerikan Isıtma Soğutma ve Hava Şartlandırma Mühendisleri Birliği) ile birlikte tarihî mekânlarda klima konusunda bir projeyi tatbik etmek için çalıştıklarında yukarıdaki neticede ulaşmışlar.
** Öğr. Gör. Şadan Güvenir (*) D.E.Ü. Buca Eğitim Fak.Müzik Eğt.A.B.D. İzmir “Sanatta Araştırma ve Bilinçin Önemi Damak Kubbe” Bu makale “Öğr. Gör. Şadan Güvenir ve Dr. Tolga Kandoğan” tarafından “28.Türk Ulusal Otorinolarengoloji ve Baş Boyun Cerrahisi Kongresinde” sunulmuştur.

 

Süleymaniye Camiisine uzaktan son kez bakarak veda ediyoruz.

 

*Bir önceki yazımda,son günlerde birden fazla resim yükleyemediğimden bahsetmiştim,foruma yazıp onların gösterdiği yolla bu yazıya 10 resim yükledim.Yardımcı olanlara tekrar teşekkür ediyorum.

 

Yeni bir gezide görüşmek üzere......

4 YorumYorum yaz!Bağlantı

Ekim 22, 2006 - SÜLEYMANİYE’DE BAYRAM SABAHI

Kategori: CAMiLERiMiZ

 

RAMAZAN BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN.

 

Resimdeki camii Süleymaniye Camisidir.Aslında Süleymaniye Camisi hakkında bir dosya hazırlayacaktım fakat son günlerde resim yüklemekte sorun yaşıyorum.

 

"Seçili dosyaları yeni yazıma ekle" butonu  resim ekle sayfasında gözükmüyor.Dolayısıyla bende tek resimle bir şey yapamıyorum.En az 5-6 resim ekleyecektim.Şimdilik bununla idare edin.

 

Bu resme ve konuya Yahya Kemal Beyatlı'nın Süleymaniye'de Bayram Sabahı şiiri çok uygun düşüyor.

 

Tekrar Ramazan Bayramınızı Kutlar, sağlıklı ve huzurlu bir bayram geçirmenizi dilerim.

 

SÜLEYMANİYE’DE BAYRAM SABAHI

 

Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede

Bir mehabetli sabah oldu Süleymaniye'de

 

Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,

Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi

 

Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,

Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.

 

Gecenin bitmeğe yüz tuttuğu andan beridir,

Duyulan gökte kanan, yerde ayak sesleridir.

 

Bir geliş var!.. Ne mübarek, ne garibe alem bu!..

Hava boydan boya binlerce hayaletle dolu...

 

Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir;

O seferlerle acilmiş nice yerlerdendir.

 

Bu sükunette karıştıkça karanlıkla ışık

Yürüyor, durmadan, insan ve hayalet karışık;

 

Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,

Giriyor, birbiri ardınca, ilahi yapıya.

 

Tanrının mabedi her bir tarafından doluyor,

Bu saatlerde Suleymaniye tarih oluyor.

 

Ordu-milletlerin en çok dövüşen, en sarpı

Adamış sevdiği Allah’ına bir böyle yapı.

 

En güzel mabedi olsun diye en son dinin

Budur öz sekli hayal ettiği mimarinin.

 

Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi,

Seçmiş İstanbul’un ufkunda bu kutsi tepeyi;

 

Taşımış harcını gazileri, serdariyle,

Taşı yenmiş nice bin isçisi, mimariyle.

 

Hur ve engin vatanın hem gece, hem gündüzüne,

Uhrevi bir kapı açmış buradan gökyüzüne,

 

Taam ki geçsin ezeli rahmete ruh orduları..

Bir neferdir bu zafer mabedinin mimari.

 

Ulu mabede! Seni ancak bu sabah anlıyorum;

Ben de bir varisin olmakla Buğun mağrurum;

 

Bir zaman hendeseden abide zannettimdi;

Kubben altında bu cumhura bakarken şimdi,

 

Senelerden beri rüyada görüp özlediğim

Cedilerin mağfiret iklimine girmiş gibiyim.

 

Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını

Görüyor varlığının bir yere toplandığını;

 

Büyük Allah’ı anarken bir ağızdan herkes

Nice bin dalgalı Tekbir oluyor tek bir ses;

 

Yükselen bir nakaratın büyüyen velvelesi,

Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi!

 

Gördüm on safta oturmuş nefer esvaplı biri

Dinliyor vecd ile tekrar alınan Tekbirci

 

Ne kadar saf idi siması bu mu'min neferin!

Kimdi? Banisi mi, mimari mi ulvi eserin?

 

Taam Malazgirt ovasından yürüyen Turkoğlu

Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,

 

Yüzü dünyada yiğit yüzlerinin en güzeli,

Çok Büyük bir is görmekle yorulmuş belli;

 

Hem Büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz

Her zaman varlığımız, hem kanımız hem etimiz;

 

Vatanin hem yasayan varisi hem sahibi o,

Görünür halka bu günlerde teselli gibi o,

 

Hem bu toprakta Buğun, bizde kalan her yerde,

Hem de çoktan beri kaybettiğimiz yerlerde.

 

Karsı dağlarda tutuşmuş gibi gül bahçeleri,

Koyu bir kırmızılık gökten ayırmakta yeri.

 

gökte top sesleri var, belli, derinden derine;

Belki yüzlerce şehir sesleniyor birbirine.

 

Çok yakından mı bu sesler, Çok uzaklardan mı?

Üsküdar’dan mı? Hisardan mı? Kavaklardan mı?

 

Bursa'dan, Konya'dan, İzmir’den, uzaktan uzağa,

Çarpıyor birbiri ardınca o dağdan bu dağa;

 

Simdi her merhaleden, Taam Beyazid'dan, Van'dan,

Ayni top sesleri birdir geliyor her yandan.

 

Ne kadar duygulu, engin ve mübarek bu seher!

Kadın erkek ve çocuk, gönlü dolanlar, yer yer,

 

Dinliyor hepsi Büyük hatıralar rüzgarını,

Çaldıran topları ardınca Mohac toplarını.

 

Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor?

Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor:

 

Kova’dan, Nigbolu'dan, Varna'dan, İstanbul’dan..

Anıyor her biri bir vak'ayi heybetle bu an;

 

Belgrad'dan mı? Budin, Egri ve Uyvar'dan mı?

Son hudutlarda yücelmiş sıra-dağlardan mı?

 

Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?

Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!..

 

Adalar'dan mı? Tunus’san mı, Cezayir'den mı?

Hur ufuklarda donanmış iki yüz pare gemi

 

Yeni doğmuş aya baktıkları yerden geliyor;

O mübarek gemiler hangi seherden geliyor?

 

Ulu mabede karıştım vatanın birliğine.

Çok şükür Tanrıya, Gördüm, bu saatlerde yine

 

Yaşayanlarla beraber bulunan ervahı.

Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı.

 

 

 

 

5 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Son Sayfa • Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Gezi ve Doğa sitesi

Sansüre Hayır!

    <%Sansüre Hayır!%>

Son Yorumlar

MySpace Layouts

Kategoriler

  • ABANA
  • ALISVERiS MERKEZLERi
  • CAMiLERiMiZ
  • CATALZEYTiN
  • DOGA
  • GEMi GEZiLERi
  • GEZi YERLERi
  • GUNCEL
  • iNEBOLU
  • KASTAMONU
  • MUZELER
  • PARKLAR
  • SERGi
  • TARiHi YAPILAR
  • TARiHi YERLER
  • YAZILARIM
  • Arkadaşlarım

    hilalineglencesayfasi
    ayse26
    bulaniksu
    DELALEDILEMIN
    kalenderyemeksalonu
    kendimcee
    gazikemal
    ogretmen68
    nurdanhicyilmaz
    muhteremleafiyetle
    peruze
    susam
    ozguluntarifleri
    mutfakmelegi
    yildizcaa
    ekol
    pembeli
    lalecik
    deryadanlezzetler
    melissa2
    zeytintanesi
    yesimmutfakta
    gelincikler
    minemutfakta
    mahmure
    EllerinMarifeti
    genocide
    Serinmavi
    seyyahaile
    eyvahmelikemutfakta
    mimarasci
    cedene
    Kuzeydenizi
    gonlumce
    diyalogyemekleri
    aintabsofrasi
    Dersaadet
    yemekoloji
    esramutfakta61
    raciegi
    MERIHLEMUTFAK
    izmirim
    gazeteoku
    kenaryazilari
    kastamonunet
    gezimanya
    geziyazilari
    medice
    kastamonuturk
    kastamonuluyuz
    usta1907
    halenze
    leziz
    aklimaestikce
    yaseminname
    thebosphours
    Oronar
    okumaca
    amfetamin
    bilimhaberleri
    maviveportakal
    gezgingiller
    dogaylabasbasa
    EnesBilal
    haydemir
    minegeziyor
    1001resim