"MUHTEREM'LE GEZİYE"

August 11, 2007 - TATİL ve YOLCULUK

Kategori: GUNCEL

Tatil bitti,artık İstanbul'da evimizdeyiz.

Bizim için tatil demek,yaz aylarında Kastamonu 'ya- Abana 'ya ve Çatalzeytin'e bağlı olan köyümüze gitmektir.

Bundan şikayetçimiyiz;Hayır!

Mis gibi havası ile ciğerlerimize,muhteşem manzaraları ile gözlerimize,taptaze meyve ve sebzeleri ile midelerimize bayram yaptırdık 

Sıla-i Rahim yaptığımız için akrabalarımızı da görmüş olduk.

Denizse deniz,ormansa orman,manzaraysa manzara bunların hepsini memleketimde bulabiliyorsam,tatil için uygun bir yerdir.

Biz Ağustos sonu gibi gitmeyi düşünüyorduk ama eşimin işlerinde 10 günlük bir ara oluşunca,bir daha bu fırsatı bulamayız diyerek apar topar yolcu olduk.

Hep bir koşuşturmaca içindeydik.Görülecek yerler,ziyaret edilecek akrabalar çok olunca,İsmail köyünün daha çok resmini görmek isteyen hemşerilerimin isteğini yerine getiremedim.

Köyün bu senede resimlerini çektim ama farklı yerlere gidemedim.

İnebolu'ya hiç gidemedik.İneboluda ki abimiz Abana'da ki evindeydi onu orada ziyaret ettik.

Abana'da ki kivi bahçesine çıkmak bu sene kısmet olmadı ama köyde ki bütün meyvelerin resmini çektim: )


YOLCULUK;

Yola çıkmaya karar verdiğimizde bir yandan bavul hazırlamaya,bir yandan da blogcuya girip,tatile çıktığımı yazmaya çalıştım ama ne mümkün bütün gün giriş yapıp yazı yazamadım.

Artık umudumu kesmiştim ki gitmemize iki saat kala tatile çıktığımı bildiren yazımı yazmayı başardım.

Ben dönesiye kadar toparlanırlar,teknik arızaları giderirler belki diye düşündüm ama blogcunun ana sayfa bile güncellenmemiş aynı duruyor.

Tatilde internete girmem mümkün olmuyor,onun için sayfama hiç giremedim.

Yolculuk Cumartesi gününe denk geldi,sabaha karşı 3 gibi yola çıktık.

Her şey yolunda güle oynaya Bolu'ya kadar geldik.Abimde yanımızdaydı,abim"nostalji yapıp,Bolu dağından gidelim" dedi.

Bizde "bize uyar,gidelim" dedik.Dağda bizi yoğun bir sis karşıladı.Gayet temkinli bir şekilde dağı aştık.Bolu dağının eski yoğunluğu yok,herhalde daha çok Bolu tüneli tercih ediliyor.

Tam sisi ve dağı atlattık derken,muazzam bir trafiğe takıldık.

Bunca yıldır gidip,geliriz ilk defa böyle bir trafikle karşılaştık.Cumartesi olduğu için trafik var diye düşündük.İnsanlar arabalarından inip yol kenarında yürümeye başladılar.

Her kafadan bir ses çıkıyordu,en kötü ihtimal büyük bir kaza olduğu üzerineydi.

Merak edip,ileriye bakmaya gidenler yolun ucu bitmediği için geri döndüler.

3 kilometreye yakın bir kuyrukta neredeyse 2.5-3 saat geçirdikten sonra sorunun gişelerin OGS için ayrılan bölümüne giden yolun OGS'si olmayan arabalarla dolması ve OGS'yi görünce yan tarafa geçmek için manevra yapmaları yüzünden olduğunu gördük.

Bizim OGS'miz olduğu halde gişelerde o kuyruğun bitmesini ,önümüzde ki araçların kendi şeritlerine dönmesini bekledik.

LÜTFEN;OGS'niz yoksa paralı köprü ve yolların gişelerine yaklaşıyorken sol şeridi değil diğer şeridi kullanın."Trafik işaret ve işaretçilerine uyun"

Öğlen 13.30 'da Kastamonu'ya vardık.Ben hemen Şerife Bacı anıtının ve Valilik binasının bulunduğu alanda resimler çektim,biraz dinlendik.Eşimin yeğeni ile görüştük,tekrar yola çıktık.

Biz memlekete gideceğimiz zaman bizi en çok Kastamonu'dan sonra gideceğimiz yol korkutur.

Artık iyice yorulmuşsunuzdur ve keskin virajlı ve bir tarafı uçurum olan yollarla yola devam edeceksinizdir.Yaralıgöz dağının altında ki mesire yerinde biraz dinlenmeye karar verdik.

 

Pek çok insanın dinlenmek için tercih ettiğini ama çöpleri konusunda pek hassas davranmadığını gördük.Geçenlerde "Ağrı dağının zirvesinde çöp zirvesi" konulu bir yazı çıktı gazetelerde,Ağrı dağının zirvesine giden yollar bile çöp doluymuş.

Tatilden önce oğlum ve kızımla gittiğimiz Boğaz turunda Yoros kalesine çıktık ama kalenin içi ve çevresi içler acısı çöp birikintileriyle doluydu.

Yani bu sorun ne Kastamonu'nun ne Ağrı'nın ne de başka yerlerin sorunu.

Bu sorun insanlarımızın sorumsuzluğundan kaynaklanıyor,çöpünü gidiyorken yanına almak niçin bu kadar zor geliyor anlamıyorum.

Bu vatan bizim derken onu her açıdan sahiplenmeye ne dersiniz?
                     
Akşam 16.30 gibi Abana'ya vardık.Abana şenliklerinin 2. günüydü ama akşam yorgunluktan benim gözüm hiç bir şeyi görmedi.

O akşam çarşıya da, şenliğe de gitmedim.
                     
Ertesi gün şenliğin 3. günüydü bizde şöyle bir dolaşalım dedik ve aşağıda ki niyet çeken tavşan ve yavrusunu gördük,çok tatlıydılar.

Bu sene şenlikler sanatçı açısından sönüktü,havai fişek gösterileri de olmasa iyice sönük kalacaktı.

El sanatları çarşısı ve diğer hediyelik eşyalar çok güzeldi.

Köyümüze sık sık gittik,neredeyse 10 günlük tatilin 5 günü köyde geçti.

Bildiğim yerler dışında fazla bir yere gidemedim.Eşimin abisinin ve ablasının bahçelerinde dolaştık.

Bahçelerden bol bol meyve ve sebze resimleri çektim.

Issız fazla keşfedilmemiş yerlerden bol bol böğürtlen toplayıp,yedik.

Abana-köy derken 10 gün doldu ve dönüş yolculuğuna çıktık.

Yolda eşimden Abant'a gidelim önerisi geldi,kaçırırmıyız tabi ki kabul ettik.

Bu bize 20 km.gidiş-20 km dönüş-hemen hemen 10 km gölün etrafı derken 50 km'ye yakın fazla yol ve 2-3 saatlik yolculuk süresinin uzaması demekti ama her şeye değdi.
Abant genelde kış görüntüleriyle hatırlanır ama yazı da ayrı güzelmiş,gölün üzerinde ki nilüferler ve ortam harikaydı.

2 saat kadar Abant'ta gezdik,saat 15'te tekrar yola çıktık.

Bu sefer Bolu Tünelinden gitmeye karar verdik.Çok haşmetli ve güzel bir yer olmuş.

Allah herkese kazasız-belasız-hayırlı yolculuklar nasip etsin İnşallah.

İstanbul'a saat 18 gibi girdik ama Gebze'de ki yol yapım çalışmaları ve trafik bizi iyice bunalttı.

Köprüye doğru yol almış gidiyorken,üzerimizden yangın söndürme uçakları geçiyordu meğer o gün Kavacık-Çavuşbaşı ve Pendik'te orman yangınları çıkmış,onları söndürmek için uğraşıyorlarmış.

Bu yazı  her öğrenim döneminde öğretmenlerin 1. gün ders olarak verdiği "tatilde neler yaptım" konulu kompozisyona benzedi: )

Ayrıntılı resim ve yazıları daha sonra yayınlayacağım.

Önce yarım kalan Boğaz turumuzu bitireceğiz. 


Yeni bir gezide görüşmek üzere....

 


10 YorumYorum yaz!Bağlantı

Nisan 29, 2007 - İSTANBUL'UN FETHİ'NİN 554.YILI KUTLU OLSUN

Kategori: GUNCEL

                 

     

                                     FATİH SULTAN MEHMET

Fatih Sultan Mehmet 29 Mart 1432'de Edirne'de doğdu. Babası Sultan İkinci Murad, annesi Huma Hatun'dur. Fatih Sultan Mehmet, uzun boylu, dolgun yanaklı, kıvrık burunlu, adaleli ve kuvvetli bir padişahtı. Devrinin en büyük ulemalarından birisiydi ve yedi yabancı dil bilirdi. Alim, şair ve sanatkarları sık sık toplar ve onlarla sohbet etmekten çok hoşlanırdı. İlginç ve bilinmedik konular hakkında makaleler yazdırır ve bunları incelerdi.

Hocalığını da yapmış olan Akşemseddin, Fatih Sultan Mehmet’in en çok değer verdiği alimlerden biridir. Fatih Sultan Mehmet, gayet soğukkanlı ve cesurdu. Eşsiz bir komutan ve idareciydi. Yapacağı işlerle ilgili olarak en yakınlarına bile hiçbir şey söylemezdi.

Fatih Sultan Mehmet okumayı çok severdi. Farsça ve Arapça'ya çevrilmiş olan felsefi eserler okurdu. 1466 yılında Batlamyos Haritasını yeniden tercüme ettirip, haritadaki adları Arap harfleriyle yazdırdı. Bilimsel sorunlarda, hangi din ve mezhebe mensup olursa olsun bilginleri korur onlara eserler yazdırırdı.


Bilime büyük önem veren Fatih Sultan Mehmet yabancı ülkelerdeki büyük bilginleri İstanbul'a getirtirdi. Nitekim astronomi bilgini Ali Kuşçu kendi döneminde İstanbul'a geldi. Ünlü Ressam Bellini'yi de İstanbul'a davet ederek kendi resmini yaptırdı. Şair ve açık görüşlüydü.

Fatih Sultan Mehmet 1481 yılına kadar hükümdarlık yaptı ve bizzat 25 sefere katıldı. Azim ve irade sahibiydi. Temkinli ve verdiği kararları kesinlikle uygulayan bir kişiliği vardı. Devlet yönetiminde oldukça sertti. Savaşlarda çok cesur olur, bozgunu önlemek için ileri atılarak askerleri savaşa teşvik ederdi.

Üstün bir komutanlık özelliğine sahipti. Çok iyi teşkilatlanmış ordusunu savaşlarda en iyi şekilde kullandı. Yapacağı seferlerden en yakınlarını bile haberdar etmez ve bunların gizli kalmasına son derece özen gösterirdi.

Topçuluğa gerekli önemi veren ilk padişahtır. Fatih’ten önce top, bütün dünyada sesiyle düşmanı ürkütmesi için kullanılırdı. Büyük kaleleri yerle bir edeceği ve meydan muharebelerinde önemli rol oynayacağı hiç düşünülememişti.

Fatih bütün bunların akıl ederek o tarihe kadar görülmemiş sayı ve çapta top yapılmasına yöneldi. Topların balistik ve mukavemet hesaplarını kendisi yaptı.

O devrin en ağır toplarını döktürdü.O zamana kadar ateşli silahların atış yaptıktan sonra soğuması beklenirdi.Fatih Sultan Mehmet,zeytinyağı döktürerek  insanlık tarihinde "yağla makina soğutmasını",havan topunun balistik hesaplarını yaparak,planını çizerek dik mermi yollu ilk silahı keşfetmiştir. 

20 yaşında Osmanlı padişahı olan Sultan İkinci Mehmet, İstanbul'u fethedip 1100 yıllık Doğu Roma İmparatorluğunu ortadan kaldırarak Fatih unvanını aldı.

Hz.Muhammed'in (S.A.V) hadisi şerifinde müjdelediği İstanbul'un fethini gerçekleştiren büyük komutan olmayı da başaran Fatih Sultan Mehmet, yüksek yeteneği ve dehasıyla dost ve düşmanlarına gücünü kabul ettirmiş bir Türk hükümdarıydı.

Orta Çağ'ı kapatıp, Yeniçağ'ı açan Cihan İmparatoru Fatih Sultan Mehmet, Nikris hastalığından dolayı 3 Mayıs 1481 günü Maltepe'de vefat etti ve Fatih Camii'nin yanındaki Fatih Türbesi'ne defnedildi.

 

Resimlerde arka tarafta görünen topun,Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul surlarını dövmek için döktürdüğünü ve birinin Londra Müzesinde olduğunu biliyor muydunuz?

İSTANBUL'UN FETHİ;

İstanbul’un fetih hazırlıkları bir yıl önceden başlatıldı. Kuşatma için gerekli olan çok büyük toplar döktürüldü. 1452 yılında Boğaz'ıın kontrolünü sağlamak için Rumeli hisarı inşa edildi.

16 kadırgadan oluşan güçlü bir donanma oluşturuldu. Asker sayısı iki kat arttırıldı.

Bizansın yardım almasını engellemek için yardım yolları kontrol altına alındı.

Ceneviz’lilerin elinde bulunan Galata’nın da savaş esnasında tarafsız kalması sağlandı.

2 Nisan 1453 tarihinde ilk Osmanlı öncü kuvvetleri İstanbul önlerinde görüldü.

Böylece kuşatma başladı. Fetihin kronolojisi şu şekildedir :

 

6 Nisan 1453: Fatih Sultan Mehmet otağı Konstantinopolis önlerinde, St.Romanüs Kapısı (Şimdiki Topkapı) önüne kuruldu. Aynı gün şehir, Haliç’ten Marmara’ya kadar  kuşatıldı.

6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı.

9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç’e girmek için ilk saldırıyı yaptı.

9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi.

11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı.Yer yer gedikler açıldı. Sürekli dövülen surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı.

12 Nisan 1453: Donanma Haliç’i koruyan gemilere saldırdı fakat Hıristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yol açtı. Fatih Sultan Mehmet’in emri üzerine havan topları ile Haliç’teki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı.

Sadrazam Çandarlı Halil Paşanın desteğiyle bu öneri reddedilerek, kuşatmaya ve surların büyük toplarla dövülmesine devam edildi.

Bütün bu bozgun havası içinde Fatih Sultan Mehmet’e şeyhi ve hocası Akşemseddin’in fetih müjdesi mektubu geldi. Fatih Sultan Mehmet bu manevi desteğin de etkisiyle bir yandan saldırıyı şiddetlendirirken, öte yandan herkesi şaşırtan yeni girişimlerde bulundu: Dolmabahçe’de demirlenen donanma karadan Haliç’e indirilecekti.

22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hıristiyanlar, Fatih Sultan Mehmet’in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karada seyrettiği gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç’e inmişlerdi.

Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç’te görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı.

28 Nisan 1453: Haliç’teki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surlarında ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı.

İmparatora Ceneviz’liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. Eğer teslim olunursa serbestçe istediği yere gidebilecek, halkın canı ve malı güvende olacaktı. İmparator bu teklifi kabul etmedi .

7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı.

12 Mayıs 1453: Tekfur sarayı ile Edirnekapı arasında yapılan büyük saldırı püskürtüldü.

16 Mayıs 1453: Eğri kapı önüne kazılan lağımla Bizans’ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu.

Aynı gün Haliç’teki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı.

18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizans’lılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar.

Sonraki günlerde surların yoğun top ateşiyle dövülmesi sürdürüldü.

25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmet, İmparatora İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey’i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenlerde mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi.

26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan’da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderildiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmet Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çaldarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmayı kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı.

Saldırıya devam etme kararı alındı ve hazırlıkları yapma görevi Zağanos Paşaya verildi.

27 Mayıs 1453: Genel saldırı orduya duyuruldu.

28 Mayıs 1453: Ordu, gününü ertesi gün yapılacak saldırılara hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Orduda, tam bir sessizlik hakimdi. Fatih Sultan Mehmet safları dolaşarak askeri yüreklendirdi.

İstanbul’da ise bir dini ayin düzenlendi, İstanbul Ayasofya’da herkesi savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu.

29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmet sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu.

Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti.

Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçtiler yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmet’in yüreklendirmesiyle göğüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu.

Belgrad kapıdan Yeniçerilerin içeri girmesi ve Edirnekapı’daki son direnişçileri ardından çevrilmeleri üzerine Bizans savunması çöktü.

Askerleri tarafından yalnız bırakılan İmparator sokak çatışmaları sırasında öldürüldü. Her yandan kente giren Türkler Bizans savunmasını tümüyle kırdılar. Fatih Sultan Mehmet öğleye doğru Topkapı’dan şehre girdi, doğruca Ayasofya ‘ya girerek burayı camiye çevirdi. Böylece bir çağ açılıp, bir çağ kapandı.

 

Bir kaynağa göre Fatih'in ölümünden 3 yıl önce,1478'de İstanbul ve Galata'da 16.324 ev ve 3.927 dükkan vardı.Fetih'ten sonra İstanbul gelişmesini hızla sürdürerek 50 yıl sonra Avrupa'nın en büyük şehri oldu.

 

Fetih Marşı

Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
Dağlardan çektirilen, kalyonlar çekilecek;
Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek

Yürü, hala ne diye oyunda oynaştasın ?
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.!

Sen ne geçebilirsin yardan, anadan, serden....
Senin de destanını okuyalım ezberden...
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden...

Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın...
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.!

Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini...
Göster : Kabaran sular nasıl yıkar bendini ?
Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini

Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.!

Bu kitaplar Fatih'tir, Selim'dir, Süleyman'dır.
Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinandır.
Haydi artık uyuyan destanını uyandır.!

Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın
Kızım, sen de Fatih'ler doğuracak yaştasın.!

Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
Yürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan !
Sana selam getirdim Ulubatlı Hasandan ....

Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.!

Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin !
Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın...

Yürü, hala ne diye kendinle savaştasın?
Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.!

 

Arif Nihat Asya

 

İstanbul'un Fethi'nin 554. yılı anısına bir video klip hazırlayayım dedim ama resim bulmak çok zor oldu.Fetih'le ilgili bulduğum resimler ve benden bir kaç resimle videoyu tamamladım.İyi seyirler.

 

Yeni bir gezide görüşmek üzere....

 

7 YorumYorum yaz!Bağlantı

Kasım 29, 2006 - BAYRAMINIZ VE YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN

Kategori: GUNCEL

 

Bu yıl kim bilir kaç yıl sonra gerçekleşebilecek bir olaya şahit olacağız.

 

Kurban bayramı ve yeni yılı aynı gün içinde yaşayacağız.

 

Rabbim hepimize sağlıklı,huzurlu,dertsiz-kedersiz,hayırlı bir bayram ve yeni yıl  geçirmeyi nasip etsin.

 

*Hüccaci müslimine selametler verip,gidenlere tekrarını,gitmeyenlere en kari buzzaman helal mallarıyla ol makamı mübarekeyn, cümlemize haccı ziyaret etmeyi nasip eyle Ya Rabbi! (Amin)

 

 

13 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Gezi ve Doğa sitesi

Sansüre Hayır!

    <%Sansüre Hayır!%>

Son Yorumlar

MySpace Layouts

Kategoriler

Arkadaşlarım

gelincikler
melissa2
dersaadet
serinmavi
lalecik
nurdanhicyilmaz
ekol
pembeli
ozguluntarifleri
mutfakmelegi
susam
yildizcaa
peruze
deryadanlezzetler
aintabsofrasi
gazikemal
gonlumce
seyyahaile
zeytintanesi
kuzeydenizi
yemekoloji
Muhterem Erdoğan
mahmure
cedene
diyalogyemekleri
yesimmutfakta
minemutfakta
delaledilemin
hilalineglencesayfasi
esramutfakta61
genocide
mimarasci
eyvahmelikemutfakta