TATİL ve YOLCULUK

Tatil bitti,artık İstanbul'da evimizdeyiz.

Bizim için tatil demek,yaz aylarında Kastamonu 'ya- Abana 'ya ve Çatalzeytin'e bağlı olan köyümüze gitmektir.

Bundan şikayetçimiyiz;Hayır!

Mis gibi havası ile ciğerlerimize,muhteşem manzaraları ile gözlerimize,taptaze meyve ve sebzeleri ile midelerimize bayram yaptırdık 

Sıla-i Rahim yaptığımız için akrabalarımızı da görmüş olduk.

Denizse deniz,ormansa orman,manzaraysa manzara bunların hepsini memleketimde bulabiliyorsam,tatil için uygun bir yerdir.

Biz Ağustos sonu gibi gitmeyi düşünüyorduk ama eşimin işlerinde 10 günlük bir ara oluşunca,bir daha bu fırsatı bulamayız diyerek apar topar yolcu olduk.

Hep bir koşuşturmaca içindeydik.Görülecek yerler,ziyaret edilecek akrabalar çok olunca,İsmail köyünün daha çok resmini görmek isteyen hemşerilerimin isteğini yerine getiremedim.

Köyün bu senede resimlerini çektim ama farklı yerlere gidemedim.

İnebolu'ya hiç gidemedik.İneboluda ki abimiz Abana'da ki evindeydi onu orada ziyaret ettik.

Abana'da ki kivi bahçesine çıkmak bu sene kısmet olmadı ama köyde ki bütün meyvelerin resmini çektim: )


YOLCULUK;

Yola çıkmaya karar verdiğimizde bir yandan bavul hazırlamaya,bir yandan da blogcuya girip,tatile çıktığımı yazmaya çalıştım ama ne mümkün bütün gün giriş yapıp yazı yazamadım.

Artık umudumu kesmiştim ki gitmemize iki saat kala tatile çıktığımı bildiren yazımı yazmayı başardım.

Ben dönesiye kadar toparlanırlar,teknik arızaları giderirler belki diye düşündüm ama blogcunun ana sayfa bile güncellenmemiş aynı duruyor.

Tatilde internete girmem mümkün olmuyor,onun için sayfama hiç giremedim.

Yolculuk Cumartesi gününe denk geldi,sabaha karşı 3 gibi yola çıktık.

Her şey yolunda güle oynaya Bolu'ya kadar geldik.Abimde yanımızdaydı,abim"nostalji yapıp,Bolu dağından gidelim" dedi.

Bizde "bize uyar,gidelim" dedik.Dağda bizi yoğun bir sis karşıladı.Gayet temkinli bir şekilde dağı aştık.Bolu dağının eski yoğunluğu yok,herhalde daha çok Bolu tüneli tercih ediliyor.

Tam sisi ve dağı atlattık derken,muazzam bir trafiğe takıldık.

Bunca yıldır gidip,geliriz ilk defa böyle bir trafikle karşılaştık.Cumartesi olduğu için trafik var diye düşündük.İnsanlar arabalarından inip yol kenarında yürümeye başladılar.

Her kafadan bir ses çıkıyordu,en kötü ihtimal büyük bir kaza olduğu üzerineydi.

Merak edip,ileriye bakmaya gidenler yolun ucu bitmediği için geri döndüler.

3 kilometreye yakın bir kuyrukta neredeyse 2.5-3 saat geçirdikten sonra sorunun gişelerin OGS için ayrılan bölümüne giden yolun OGS'si olmayan arabalarla dolması ve OGS'yi görünce yan tarafa geçmek için manevra yapmaları yüzünden olduğunu gördük.

Bizim OGS'miz olduğu halde gişelerde o kuyruğun bitmesini ,önümüzde ki araçların kendi şeritlerine dönmesini bekledik.

LÜTFEN;OGS'niz yoksa paralı köprü ve yolların gişelerine yaklaşıyorken sol şeridi değil diğer şeridi kullanın."Trafik işaret ve işaretçilerine uyun"

Öğlen 13.30 'da Kastamonu'ya vardık.Ben hemen Şerife Bacı anıtının ve Valilik binasının bulunduğu alanda resimler çektim,biraz dinlendik.Eşimin yeğeni ile görüştük,tekrar yola çıktık.

Biz memlekete gideceğimiz zaman bizi en çok Kastamonu'dan sonra gideceğimiz yol korkutur.

Artık iyice yorulmuşsunuzdur ve keskin virajlı ve bir tarafı uçurum olan yollarla yola devam edeceksinizdir.Yaralıgöz dağının altında ki mesire yerinde biraz dinlenmeye karar verdik.

 

Pek çok insanın dinlenmek için tercih ettiğini ama çöpleri konusunda pek hassas davranmadığını gördük.Geçenlerde "Ağrı dağının zirvesinde çöp zirvesi" konulu bir yazı çıktı gazetelerde,Ağrı dağının zirvesine giden yollar bile çöp doluymuş.

Tatilden önce oğlum ve kızımla gittiğimiz Boğaz turunda Yoros kalesine çıktık ama kalenin içi ve çevresi içler acısı çöp birikintileriyle doluydu.

Yani bu sorun ne Kastamonu'nun ne Ağrı'nın ne de başka yerlerin sorunu.

Bu sorun insanlarımızın sorumsuzluğundan kaynaklanıyor,çöpünü gidiyorken yanına almak niçin bu kadar zor geliyor anlamıyorum.

Bu vatan bizim derken onu her açıdan sahiplenmeye ne dersiniz?
                     
Akşam 16.30 gibi Abana'ya vardık.Abana şenliklerinin 2. günüydü ama akşam yorgunluktan benim gözüm hiç bir şeyi görmedi.

O akşam çarşıya da, şenliğe de gitmedim.
                     
Ertesi gün şenliğin 3. günüydü bizde şöyle bir dolaşalım dedik ve aşağıda ki niyet çeken tavşan ve yavrusunu gördük,çok tatlıydılar.

Bu sene şenlikler sanatçı açısından sönüktü,havai fişek gösterileri de olmasa iyice sönük kalacaktı.

El sanatları çarşısı ve diğer hediyelik eşyalar çok güzeldi.

Köyümüze sık sık gittik,neredeyse 10 günlük tatilin 5 günü köyde geçti.

Bildiğim yerler dışında fazla bir yere gidemedim.Eşimin abisinin ve ablasının bahçelerinde dolaştık.

Bahçelerden bol bol meyve ve sebze resimleri çektim.

Issız fazla keşfedilmemiş yerlerden bol bol böğürtlen toplayıp,yedik.

Abana-köy derken 10 gün doldu ve dönüş yolculuğuna çıktık.

Yolda eşimden Abant'a gidelim önerisi geldi,kaçırırmıyız tabi ki kabul ettik.

Bu bize 20 km.gidiş-20 km dönüş-hemen hemen 10 km gölün etrafı derken 50 km'ye yakın fazla yol ve 2-3 saatlik yolculuk süresinin uzaması demekti ama her şeye değdi.
Abant genelde kış görüntüleriyle hatırlanır ama yazı da ayrı güzelmiş,gölün üzerinde ki nilüferler ve ortam harikaydı.

2 saat kadar Abant'ta gezdik,saat 15'te tekrar yola çıktık.

Bu sefer Bolu Tünelinden gitmeye karar verdik.Çok haşmetli ve güzel bir yer olmuş.

Allah herkese kazasız-belasız-hayırlı yolculuklar nasip etsin İnşallah.

İstanbul'a saat 18 gibi girdik ama Gebze'de ki yol yapım çalışmaları ve trafik bizi iyice bunalttı.

Köprüye doğru yol almış gidiyorken,üzerimizden yangın söndürme uçakları geçiyordu meğer o gün Kavacık-Çavuşbaşı ve Pendik'te orman yangınları çıkmış,onları söndürmek için uğraşıyorlarmış.

Bu yazı  her öğrenim döneminde öğretmenlerin 1. gün ders olarak verdiği "tatilde neler yaptım" konulu kompozisyona benzedi: )

Ayrıntılı resim ve yazıları daha sonra yayınlayacağım.

Önce yarım kalan Boğaz turumuzu bitireceğiz. 


Yeni bir gezide görüşmek üzere....

 


Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !